Herkes çok önemli, çok sofistike, çok mağdur, çok hoşgörülü, herkesin anlatacak çok şeyi var ve herkes her şeyi sadece başkası için istiyor.
Son çakıl taşları her zaman takibi bozmak için vardır. Başlangıcın dönüşümünü yıkan rüzgarlar ve yağmur ise varolan tekdüzeliği kendi beyninde dalga dalga çıkmazlar yaratmak için…
Dedim. Yine tavana baktığımda gün doğuyordu. Karanlığın aydınlığa çıkışı hangi tanımsızlıkları perdeliyordu tülün altında?
Ama tabii ki kendi beynimle böyle konuşmuyordum. Bu size yazdığım bir kaç güzel kelimeyi uyumlandırma deneyişlerim ancak pencere önü çiçeklerinin karbon arayışları kadar ileri gidiyordu. En sonunda her zaman bulursun fakat önünde bi “dünya” dolusu insanın karbondioksiti de olsa, senin işine yarayan ciğerlerini doldurduğu kadarıdır.
Ama benim aradığımsa oksijen, anlıyor musun? Artık milimetreküplerle patlatıyor gerçekliği, realiteyi kabullenmiyor beynim. Ama en büyük hatamsa ne, biliyor musun?
Akciğerlerimin ebedi düzenini beyin kıvrımlarımla sorgulamak.
Sanrı-
Lets get stoned and talk about the universe.
(Kaynak: cosmic-cunnilingus, psyche-deli gönderdi)
yar-ın
2:27. Kavram döngüsünde kendi içine göçen bir plazma küresi kadar kaçınılmaz,
Dün yağmurları kadar şiddetli fakat, geçik.
Ben,
Son kelimelerle sesleniyorum.
Tanımsızlığı öz noktalarının deliliğiyle zorlayan (zor) güzellikle kavramları,
Döngü.
abandon me
Tan Vakti
Uzunca bir yolculuk, -dağlardan indiği çölleri ayak izleri kirletti-
Şimdi beni tutar ellerin,
Ama kayıp bi’ nota yığınında bekleyen üç/yüz göz görüyorum şimdi.
Güz.
Hep bir döngü yığını tatmadığın beklentilerin kuşak boğumlarında,
Sığın şimdi madalyon’un enkazına,
Çünkü ben yine kaybolacağım.
F7
Hangi kapıdan baktıklarını bilmediğim bir çift göz kendi varoluşunda bulandırıyordu midemi. Sorulması gereken soruları soran her zaman vardır, fakat duyanlar nereye saklanıyordu? Paylaşmamak kendi ırkına haksızlık-tı, söz gelimi.
Bana sorulanları cümle başlarımla kesiştirdim hep. Bilinsin istedim, görülmediği anlarda elleriminden damlayan terlerle sıvadım kaçış boğumlarını, konuşmadılar.
Hangi suskunluğu öldürmüştüm ben?
Avcumun içinde kendi düş-üşünü sorgulamaya çalışan yaprakların uzun damarlarında gördüklerim kelime kavramıyla herhangi bir ifade yaratamazdı. Herkesin kendi hakikatini kendi duvarları içinde cümle başlarına serişi gibi benim de yokettiğim sarkaçlar kendi karmasında dönüyor yüzüme, hiçbir zaman çoğul olmayan binlerce yüzüme,
Dönüyor ama ben yokum.
Ben de yokum, hali hazırda olmayanların varlığı kadar tezat düşüşler saplanıyor beynime. Güzellikler.
Sormayı kesmiştim yine de. Kelime çokluğu her zaman durgun suların zehri kadar yarar insana, berraklığını kaybeden özümseyişler tanımlar ancak moneküler düşlerini, düş(sonra).
Biliyor musun? Lütfen söyle. Bilinen son ya da sona devam ediş yolları hangi kesişimlerden geçiyor, gelecek ne düşünüyor, güç bela kurtulmam gereken saplantı arayışların(m)dan, düşünemiyorum. Düşerken çığlığın varlığın yokoluşuna seyirci kalan son alter-ego’ndan bile geriye kalan tek şeyse eğer, bu kadar önemli yapan neydi? Öznem kayıp.
What tumblr has done to me
- Sees Porn: no reaction
<
“Yazmaya çalışmak-
Hangi eylemi hangi düşünce içerisinde var edebilir ki gözlerin, sözlerinin gerisini yokluğa boyarken öz*lerin?”
Öz-lerim. Çünkü ancak o zaman tek bir eylem, düşüncenin sınırlarında var oluyor beyazın siyahı yutuşunda, gerisinin hangi zaman, hangi varoluşta önemi olduğu kendi içerisinde kaybediyor seslerini, tek bir eylem seni çekiyor şeffafın arasından, kendi ellerinle, ve ben işte. “Yalnızca, bilirim.” diyor ses, yine. “Bilmekten başka bir unutuşum yok.”
Onların inandığı gibi inanmayanların sonu tek bir çarkta kesişir en uç eylemin en kalıpsız doğasında ve özünde. Onların öldüğü gibi ölürler. Belli bir kaybediş masalının son satırında saklanmış bir ego parçası olsaydı gözlerimiz, varoluşumuzu kirleten dudakların kelime yığının içinde, bir anda durup, “ben ne yazıyorum böyle?” derdim kendime-eş zaman.
Hala harf var,
Hala gece.
Beyaz üzerine siyah yazıların “saflığı” kayıyor parmaklarımdan şu vakitte,
Kendim,
Bunların hiçbiri sen değilsin.
Ve gerisini ben asla bilemeyeceğim.
Düz beyaz.



